Davanın öğleden sonraki oturumunda söz alan
tutuklu teğmenlerden Mehmet Çelebi,
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in birinci
Ergenekon davasının 85'inci duruşmasındaki görüşünde "Sözde TSK" şeklindeki sözlerini eleştirdi ve savcı hakkında hukuki işlem yapılmasını istedi. Çelebi "Zaman kimin sözde kimin özde olduğunu gösterecektir. Kimler sözde etrafımıza bakalım.
Albay Levent Göktaş mı, bölücü başını sorgulayan albayım mı, Kardak kayalıklarına Türk bayrağını dikenler mi? 24 yaşındayım. Devletin bende emeği çoktur. Görevime devam etmek ve yargılanmak istiyorum. TSK'ya 'sözde' diyenlerin ise yargılanmasını istiyorum" dedi.
Tutuklu
sanık Mustafa Özbek, 1975 yılında Türk Metal Sendikası'na genel başkan seçildiğini ve 34 yıl boyunca bu görevini yaptığını, 1985 yılından bu yana da devlet tarafından kandisine koruma verildiğini ifade etti. Yasadışı hiçbir olaya katılmadığını ve örgüte üye olmadığını belirten Özbek, 6 çocuğu, 16 torunu olduğunu, 320 bin üyesiyle Türkiye'nin en büyük sendikasına
başkanlık yaptığını söyledi.
Şeker hastası olduğunu ve ilaç almak zorunda olduğunu belirten Özbek, "70 yaşından sonra bir yere kaçacak halim de yok. Tahliyemi talep ediyorum." diye konuştu.
Terör örgütü yöneticisi olmakla suçlandığını belirten tutuklu sanık Levent Göktaş ise "İddianamede bana verilen yer sadece 10 sayfadır. İddianameye ilave edilme nedenim, özel kuvvetlerden geçme bir
subay olmamdır" dedi. Sanıklardan
Sinan Aygün ile Vedat Yenerer ile ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten Göktaş, her iki sanığı da tanımadığını söyledi. SAT subaylarına, "Tahliye edilmezsem, savcıyı vurun" şeklinde talimat verdiği iddiasını da yalanlayan Göktaş, "Yok öyle birşey" dedi. Örgütsel irtibatımı kurdukları kişi Fikret Emek'tir ki o da benim
komutan olarak atandığım Türkiye'nin en önemli alayında görev yapmıştır. Buradan bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır" dedi.
Tutuklu sanıklardan
işadamı İbrahim Özcan, hala tutuklu olduğunu ve bunun gerekçesini bilmediğini söyledi. Özcan, "Bana tutuklu olmama neden olan delilleri verin. Ben
Anadolu insanıyım, bizim orada bu durum
kan davası gerekçesidir." diye konuştu.
2003-2004 yıllarında
Jandarma Komutanlığı içinde kurulan Cumhuriyet Çalışma Gurubu'nda (CÇG) faaliyette bulunduğu iddia edilen
Kastamonu Jandarma
Alay Komutanı Kurmay Albay
Mustafa Koç da hayatı boyunca
yasa dışı örgütlerle mücadele ettiğini söyledi. Koç, "Bir subayın görevini, görev yerini seçmesi mümkün değil. 9 ay beraber çalıştığım komutanların emeklilikten sonra suça konu faaliyetlere devam ettiği gerekçesiyle ben de suçlanıyorum. Ben görevdeyken emirleri yerine getirdim. Kimse bana örgütsel faaliyet yaptıramaz, adamın alnını karışlarım." dedi.
İbrahim Şahin'e bağlı olarak
terörle mücadele amacıyla kurulacak birimde yer alacağı iddia edilen teğmenler de
tahliyesini istedi. Bu teğmenlerden
İlhan Bolayır, böyle bir teklifin Ergenekon örgütünden gelebileceğini düşünmediğini anlattı.
Tutuksuz sanıklardan Prof Dr.
Yalçın Küçük ise "Benim
şeytana pabucunu ters giydirecek kadar zeki olduğum söyleniyor. İddianamede Selimiye'de bir savcıyı bir bakışımla
kanser ederek öldürdüğüm anlatılıyor. İkinci iddianamede de '
Allah, Yalçın Küçük'ü yaratmakla hata yaptı. Tek şeytan yaratmalıydı. Yalçın Küçük'e ne gerek vardı?' diyor iddianameye bakarsanız ben insan değilim beyinim. Beyinden beyine akıyorum. Salı günü burada oturuyordum. Birden elektrikler gitti hava karardı. Gök gürledi, sel bastı bunları ben yapmadım" dedi. Başkan Özese ise Küçük'e "Talebiniz yoksa oturun" dedi.
(CİHAN)