Adnan
Menderes'in
Yassıada'daki savunmasını üstlenen
Burhan Apaydın, tam 50 yıl sonra yeniden adada. Gözlerinde hüzün, dilinde o dönem
demokrasi ayıbının işlendiğini anlatan cümleler. 87 yaşındaki Apaydın, o dönemi ve yaşadıklarını anlattı.
Otomobilin ön koltuğunda oturuyor, gözünde
güneş gözlüğü. Sessiz, hiç konuşmuyor. Evde bakımından sorumlu iki erkek, onu özenle otomobilden çıkarıyor. Sol tarafı tutmuyor, dört yıl önce
felç inmiş. Tekneye bindiriyorlar, tedirgin görünüyor. Eşi “Biraz sonra keyfi yerine gelir” diyor. Sağ elindeki bardaktan bir yudum çay alınca biraz daha iyi görünüyor. Çayını bitirdiğinde sağ elini oynatmaya başlıyor. Bu hareket onun mutlu olduğu anlamına geliyor. Yolculuğumuz Yassıada'ya. Günümüzde izinle ve
tekne kiralanarak gidilen, 1960'da 27
Mayıs darbesi sonrası dönemin Baş
bakanı
Adnan Menderes,
Maliye Bakanı
Hasan Polatkan,
Dışişleri Bakanı Fatin
Rüştü Zorlu'nun yargılandığı ve haklarında idam kararı verilen adaya... Teknede ise bizimle birlikte olan kişi 87 yaşındaki Burhan Apaydın. Menderes'in adını anmanın bile suç olduğu 1960'ta onun savunmasını üstlenen
avukat.
Bir buçuk saat sonra Yassıada görünüyor, Apaydın uzaklara dalıyor. Demokrasi ayıbının işlendiği 1961'den sonra adaya ikinci kez geliyor. Heyecanlı, duygularını belli etmemek için gülümsüyor hatta fotoğraf çektiriyor ama bir o kadar da hüzünlü. “Yassıada deyince aklıma Adnan Menderes'in katledilmesine karar verilen yer geliyor” diyor. O dönemde adaya giden
vapurların Dolmabahçe'den kalktığını anlatıyor. Tekne kıyıya yanaşıyor, Burhan Apaydın kucağa alınarak tekneden indiriliyor, tekerlekli sandalyesine oturtuluyor, üzerine avukatlık yaptığı 60 yıl boyunca üzerinden çıkarmadığı cübbesini giymek istiyor. Menderes'in yargılandığı
spor salonunun önündeyiz, içeri girince Burhan Apaydın'ın yüzünü iyice hüzün kaplıyor, başlıyor anlatmaya: “Buraya ilk kez 1960'ta Menderes ile görüşmeye geldim.
Ekim ayıydı. Subay geldi ‘Menderes ile görüşemeyeceksin, vapur kalkıyor' dedi. Görüşmekte ısrar ettim, ‘Eğer görüşürseniz burada kalmak zorunda olabilirsiniz' dedi. Menderes ile görüşmek için kalabileceğimi söyledim. İnat ettim, görüştüm. Bana ‘Burhan Bey, idamdan korkmuyorum. Yalnız beni tarihe örtülü ödenekten para almış gibi gösteriyorlar. Onurumu kurtarmanı istiyorum' demişti.”
Apaydın, Menderes ile ilgili hatıraları anımsarken ilk tanıştıkları yıllara gidiyor: “Menderes ile
Ankara Palas'ta tanışmıştım, ‘Burhan Bey sen benim
küçük kardeşimsin' demişti. O zamanlar
Vatan gazetesinde yazıyordum, yazılarımı beğendiğini söylemişti. Bana ‘Meclis'e girin bu işi yürütelim' dedi. Bana milletvekilliği
teklif etmişti, hatta başbakan yardımcılığı önerdi ama kabul etmedim, çünkü avukatlık mesleğini çok seviyordum. Eğer kabul etseydim onu savunamazdım, ben de Yassıada'da olurdum. Belki de ikaz ederdim, bunlar olmazdı. Bilmiyorum ki...”
Ey Salim Başol ve Altay Egesel neredesiniz?
O yıllar Menderes'in ismini ağzına alanlar içeri atılırken Burhan ve kardeşi Orhan Apaydın (1986'da
vefat etti) Menderes'in savunmasını üstlenmişti. Apaydın, Menderes'i sevdiği için bunu yaptığını söylüyor: “Benimki cesaret değildi korkusuzluktu. Ona inanmanın verdiği bir kuvvetti. Memlekete çok
hizmet ettiği için onu bu kadar seviyordum. Bana Yassıada'dayken ‘Burhan Bey daha yapacaklarım vardı ama olmadı, yarım kaldı' demişti.”
Burhan Apaydın tekerlekli sandalyesinde spor salonunun içinde geziyoruz. Bir ara elini kaldırıyor, sesi yettiğince bağırıyor: “Menderes'e suçlamaları yapan savcı Altay Egesel ve Mahkeme Başkanı Salim Başol neredesiniz? Bak, ben buraya tekrar geldim, millete dayanarak, yüzümün akıyla. Ama siz yoksunuz.”
Eliyle kendi oturduğu yeri gösteriyor, salonun
denize bakan sağ tarafı. “Beni oraya götürün” diyor. Adnan Menderes, hükümet üyeleri ve
Celal Bayar'ın oturduğu yerleri gösteriyor: “Menderes'in içeri girişini düşünüyorum, sakin ve vakurdu. Daima ileriye doğru bakıyordu, hiçbir zaman eğilmedi.” Merdivenleri yani 1960'da
mahkeme salonunda izleyicilerin oturduğu yere gelince “Burada yuhçular otururdu. Menderes konuşurken yuh çekiyorlardı” diyor.
Kırışmasın diye pantolonunu yatağının altına koymuştu
Apaydın, Adnan Menderes'in tutukluyken kaldığı yeri de görmek istiyor, aslında çok üzgün ama “Menderes'in hatırası bakımından hazırım” diyerek ilerliyoruz gösterdiği binaya doğru. Birinci katta, soldaki koridordaki sağdaki ilk oda. Ama içeri giremiyoruz çünkü fiziki koşullar izin vermiyor. Çok üzülüyor: “Menderes'in odası küçüktü, ayağa kalkınca deniz görünüyordu. Küçük bir sehpa ve
yatak vardı. Yanına gittiğimde yatağın kenarına oturdum. ‘Sizi pijamayla karşıladığım için afedersiniz' dedi. Pantolonunu ütüleyemediğini ve buruşuk pantolonla mahkeme salonuna çıkmak istemediğini söyledi. Pantolonunu düzleşmesi için yatağın altına koymuştu. Biliyor musunuz aslında Menderes kurtulacağına inanıyordu. Bana bu işlerden kurtulursa görevinden
istifa edip Aydın'daki çiftliğine yerleşeceğini söylemişti.”
Menderes'i en son ne zaman gördüğünü sorunca daha önce birkaç kez dile getirdiği
mektup olayını anlatmaya başlıyor: “
Kara Kuvvetleri Komutanı
Cemal Gürsel, Menderes'e bir mektup yazmış ve ‘Siz milletin gözbebeğisiniz, Celal Bayar'ın yerine siz
cumhurbaşkanı olun' demiş.
Yassıada'da bu mektup değiştirilmiş, Gürsel'in bu sözü mektuptan çıkarılmış. Davada Menderes'i diktatörlük yolunda yürümekle suçluyorlardı. Ben avukatı olarak mektubun aslını görmek istediğimizi söyledim. Bu sözlerimden sonra Menderes'i tehdit etmişler, ‘O mektup ortaya çıkmayacak yoksa sen de ölürsün avukatın da berhava olur' diye. Menderes'i son ziyaretimde ‘Bütün kuvvetimizle şu işi halledelim' dedim, sırtımı sıvazladı üç kez ‘
Allah korusun' dedi. Aklıma takıldı, sonra anladım ki bütün konuşmalarımı dinlemişler, mektubu ortaya çıkaracağımı biliyorlardı. Mektup ortaya çıksaydı Menderes asılmazdı. 1994'te Alpaslan Türkeş, bu mektubun değiştirildiğini açıklamıştı ve ‘Burhan Bey yumağın ucunu yakalamıştı' demişti. Eğer o mektubun aslı ortaya çıksaydı Menderes asılmazdı. Çünkü mektubun değiştirilen haliyle Menderes, Ana
yasa'yı çiğnemekle suçlanıyor bu da hakkında verilecek idam kararının gerekçesini oluşturuyordu.”
Kürt İdris'in göğsüne yaslanıp yarım saat ağladım
Apaydın, mahkemede mektubun okunmasını isteyince apar topar gözaltına alındı, Balmumcu Askeri Cezaevi'ne konuldu, hakkında 10 yıl
hapis cezası istendi. 17
Eylül 1961 günü Menderes idam edildiği sırada Apaydın, cezaevindeydi: “Haberi duyunca hüngür hüngür ağlamaya başladım. Askerler ‘Buradakileri isyana
teşvik ediyorsun, gir içeri ağla' dedi. O dönem
sıkıyönetim suçlusu olan Kürt İdris geldi ‘Abi benim koğuşumda ağla' dedi. Kürt İdris, başımı göğsüne dayadı, yarım saat ağladım. Bu, Kürt-Türk dostluğunun en iyi örneğidir.”
Menderes'in idamından sonra Apaydın serbest bırakıldı, Yassıada'daki olaylardan sonra 1961'de Adalet Partisi'nden milletvekili seçilen Apaydın, sırf
Kayseri Cezaevi'nde tutulan Celal Bayar ve arkadaşlarını kurtarmak için Meclis'e girdiğini söylüyor. 1965'te ise mesleğine geri döndü. 1986'da TBMM'ye başvuran Apaydın, Yassıada kararlarının kaldırılmasını talep etti.
Anayasa Mahkemesi'ne giderek Yassıada dosyasını görmek istediğini iletti. Onun bu başvurusu sonrası 1987'de iki maddelik bir yasa çıkarıldı. İmralı'daki mezarların
Başbakan'ın uygun gördüğü bir yere nakledilmesine, isimlerinin İzmir'deki havaalanına,
demir çelik fabrikasına verilmesine kadar verildi. 1990'da ikinci madde değiştirildi, “Bu kişilerin itibarlarının iadesi” oldu. Kabirler ise 1991'de
İstanbul Topkapı'daki
anıt mezara nakledildi.
Apaydın, askeri darbelerin ülkeyi 50 yıl geriye götürdüğünü söylüyor: “
27 Mayıs darbesi demokrasiye indirildi,
1980 darbesi berbattı, entellektüel tabaka ortadan kaldırıldı, 27 Mayıs 1960'ın üzerine tuz biber ekti.” Yassıada'nın demokrasi adası olacağı ve müze haline getirileceği konusunda Apaydın'ın yorumu net: “Burada demokrasi çiğnendi. Önce Yassıada kararlarının iptali gerekiyor. Bu konuda TBMM'ye yeniden dilekçe vereceğim.”
Kadıköy'e döndüğümüzde Apaydın, elimi tutuyor “Bana tarihi bir gün yaşattın, çok teşekkür ederim” diyor. Biz de kendisine teşekkür ediyoruz, fiziksel rahatsızlığına rağmen Yassıada'ya gelip demokrasi ayıbını anlattığı için...
Davadan sonra kimse bize iş vermedi taksiye veresiye binerdik
Burhan Apaydın, Menderes
davasından sonra
ekonomik olarak çok sıkıntılı günler yaşamış. Üstelik kardeşi Orhan Apaydın ile İstanbul'un en zengin avukatıyken... Menderes'ten sonra kimsenin kendisine dava vermediğini söylüyor: “Üsküdar'daki taksiciler beni ve kardeşimi taksiye veresiye bindirirdi. Bankadan krediler aldık, kendimizi toplamaya çalıştık. Ben milletvekiliyken
Fransız Le Monde gazetesinden Menderes ile ilgili bir yazı istediler ‘Bu dünya tarihinde bir ilk, lütfen avukatı olarak bize bir tam sayfa yazı yazın, size para ödeyeceğiz' dediler. Kabul etmedim. Menderes'in hatırasını paraya çevirmek istemedim. O dönem bana bir tek Besim Tibuk bana çok
destek oldu.”
Burhan Bey'i takip ediyordum bizim yapamadığımızı yapıyordu
Yassıada ziyaretimizde yanımızda Burhan Apaydın'ın eşi Beyhan Apaydın da var. Beyhan Hanım'ın babası Mehmet
Emin Develioğlu, Demokrat Parti'nin (DP) kurucularından ve 1950-57 yılları arasında Kayseri milletvekiliydi. Ağabeyi ise DP'nin Develi İlçe Başkanı'ydı. Beyhan Apaydın, 1960'ta 18 yaşındaymış: “Radyoda Tarık Gürcan'ın hazırladığı Yassıada Saati programını takip ederdim. Burhan Bey'i gıyaben tanıyordum. Hiçbir şeyden korkmadan bizlerin yapamadığını o yapıyordu. Ünlü bir avukattı. Sonrasında bir dava sırasında dolaylı olarak tanıştık ve evlendik.”
Amcam hapse girince babamın saçı, kirpiği, kaşı dökülmüş
Yassıada'ya giderken yanımızda gazeteci-yazar Doğan Yurdakul ile Burhan Apaydın'ın hayatını yazan gazeteci
Cengiz Erdinç de var. Kitabın adı Adalet Savaşçısı; ekim ayında yayımlanacak.
Burhan Apaydın'ın çocuğu yok. Ancak kardeşi Orhan Apaydın'ın (1
Mart 1986'da vefat etti) oğlu Hüseyin Apaydın onun oğlu gibi. Hüseyin Bey de teknede bizimleydi. Menderes idam edildiğinde altı yaşında olan Apaydın'a Menderes'in eşi Berin Hanım bir gün “Adnan ne olacak?” diye sormuş. Küçük Hüseyin ise “
Karanlık” demiş. Burhan Apaydın “Biz hep Menderes'in kurtulacağını düşünüyorduk ama o geleceği görmüş” dediği Hüseyin Apaydın, bugün film ve dizi yapımcısı, yakın zamanda Yassıada ile ilgili bir film hazırlamak istiyor.
Hüseyin Apaydın, babasıyla ilgili bir anekdotu bize şöyle anlatıyor: “Babam, amcamın Menderes'i savunduğu sırada hapse atıldığını duyunca o kadar üzülmüş ki bir gecede ne saçı ne kaşı ne kirpiği kalmış. Üzüntüden hepsi dökülmüş.”