“Sahabe şuurunu nasıl kazanır ve nasıl koruyabiliriz?” sorusuna M. Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle cevap veriyor: “Sahabe şuuru, şuurda ufuk demektir. Daha sözün başında, Cenab-ı Hak’tan dua ve niyazımız; bizi bu şuurla şuurlandırmış olarak hakikate uyarsın… ve İslam’a Hizmet şuurunu, IZDIRABIMIZIN HİÇBİR ZAMAN BİTMEYEN KAYNAĞI HALİNE GETİRSİN! Evet şuurla sinelerimize öyle IZDIRAP TOHUMLARI SAÇSIN ki, başkaları huzura kavuşacağı ana kadar bize, kendi huzurumuzu, sıcak yuvamızı ve çoluk çocuğumuzla hemdem olmayı unuttursun! Şu anda eğer selâhiyet sahibi olsaydım, RABBİMİZDEN IZDIRAP TOHUMLARI İSTER, bununla bütün evleri dolaşır, yuvalarında mışıl mışıl uyuyan müminlerin sinelerine, İslam’a ait DERT ve IZDIRABIN TOHUMLARINI SAÇAR ve ‘Of!’ desin inlesinler, ‘Ah!’ desin inlesinler; ızdırapla beyinleri zonklamaya başladığında da, yataklarından fırlayıp evlerinin koridorlarında veya salonlarında deli gibi dolaşsınlar dilerdim. Evet geleceği kuracak AKILLILAR da işte bu DELİLER olsa gerek…
“Hatta diyebiliriz ki, dininden dolayı cinnet ve hafakanlara girmeyenlerin diyanetlerinin (dini yaşayışlarının, dindarlıklarının ) kemâle ermesi söz konusu değildir. Evet, biz bu seviyede bir ŞUURA talibiz. Gerçi zordur, sancı kaynaklıdır, rahatsız edicidir ama, ‘Hoştur bize O’ndan gelen, ya TAZE GÜL, yahut diken…’ Tabiî vereceği dâva IZDIRABI ve ÇİLESİ hepsinden hoş…
“Metafizik gerilimimizin pozitif kutbu durumunda olan hasımlarımızın bizi daima tetikte ve temkinde durmaya zorlaması gibi tazyikin ortadan kalkışı, zannediyorum pek çoğumuzda, negatif yönde tesir etmiştir. (Bu sözlerin 1994 yılına ait olduğunu düşünerek değerlendirmeye çalışalım. Safvet Senih) Bazılarına TUHAF gelebilir ama, 163. Maddenin kalkması nedense benim içinde bir burukluk meydana getirmişti. Bunun çeşitli sâikleri olabilir. Tabiî bunların başında ortamın provakeye müsait bir hâl alması endişesi geliyordu. Allah’a şükür ki, insanımız beni endişelerimde haksız çıkardı. Birileri tarafından ne kadar zorlansalar da onlar sokağa dökülme oyununa gelmediler. Bununla beraber yine de 163’ün kalkmasına karşı içimin burukluğu geçmedi. Çünkü o bir yönüyle bizim adımıza BARAJ durumundaydı. Hamlar olgunlardan, elmaslar kömürlerden ayrılıyordu.
“Evet hasmın mevcudiyeti bizler için bir ZEMBEREK’tir. O, bağrımıza yerleştirilmiş anahtar gibi sürekli bizi kurar. Bu tazyik altında yol öğrenir, sistem öğrenir ve yürürüz hedefimize… Hasmın olmayışı bu yönüyle bizler için bir eksikliktir. Geçenlerde Rabbimin beni bir süre misafir etme lütfunda bulunduğu (İzmir) Şirinyerdeki ASKERİ CEZAEVİ’nin önünden geçiyordum. Bir zamanlar misafir kaldığım bu yere BEYAZ KÖŞK derdim. Yanından geçerken geriye dönüp dönüp baktım. Ve kendi kendime, ‘Artık elimizde KELEPÇE… buralara gelmemiz de sadece bir rüya…’ Ruhumu bütünüyle sardı bu his… duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım. ‘Artık elveda o günlere, din için çileyle geçen aylara, yıllara’ dedim. Evet, imana ve Kur’an’a göre kilitlenmişliğe, tehlikenin üzerine gide gide hizmet etmeye, iyiyi kötüden ayıran süzgeçten geçmeye elvedâ!.. Artık hapis yok, işkence yok. ‘Lan’ deyip oturan ‘Lan’ deyip kalkan saygısı kıt insanlar tarafından istinkak (sorgulama) yok. Süngü altındaki tehditlerin surata savrulması yok. Bu kadar YOKLAR arasında tabii ki, işin tadı-tuzu de yok. Şöyle bir hizmet zemininde olunmasaydı yaşanmazdı bu dünyada. O dönemin insanları iliklerine kadar o çilenin zevkini duymaya alışmışlardı.dahası da, cennetleri aşan bir derinlikte çağın büyük kâmeti (Bediüzzaman Hazretleri) ve etrafındaki sadık talebeleri bu çile dönemini doya doya yaşamıştı. Artık onların hepsi mâzide… bir hatıra olarak hafızalarda ve hatıranamelerde yaşıyor. Öyleyse zinhar, kendimizi rahat ve rehavete salıvermeyelim. Bu mücadelenin, dünyanın değişik yerlerinde sürdürüldüğü o zorlu zeminlerde gidip hizmet verelim. Literatürümüze bütün dünya devletlerine sokalım. Dertlerimizi, ıztırabımızı irademizle Evrenselleştirelim.”
Elbette Hocaefendi bu sözleri 1994 veya daha önceleri söylemişti. Şimdi yine o zulümlü gadirli devirlere, dolayısıyla dayanılmaz cevirlere dönüldü. En büyük ve mühim keşif ve buluşlar savaşların en sıkıntılı zamanlarında bulunmuştur. Bunu hiç unutmayalım.